16 Mart 2012 Cuma

neu


soğuk kalabalığın sokaklarından seni takip ediyorum yine
elinde kağıt ve kalem insanlara ulaşmaya çalışıyorsun
gözlerin yeşil, kıyafetlerin, düşüncelerin
bir kaybediş sarıyor bedenimi..

-'o gece ben.. orda yoktum.. olduğumu sandın.. hepsi bu..'

sorularıma, cevapsızlığım yanıt veriyor
bir başkasını düşünürken
ulaşamamalarım sana
çamura batmış ayaklarım
yağmura karışıyor
yürüyüşümü engelleyen
kaldırımların arasında
boşlukları seçebilmeyi umuyorum
tek yakınlaştıracak beni onlar, sana
insanlar yanıt veriyor çaresizliğime
belki de korkarak bırakıyorlar beni boşluklara
omuzlarım acıyor çarptığım duvarlardan
ve sorsalar bana senin aydınlığında
bir yalnızlık karakolunda
yemin edebilirdim
işkence gördüğüme gözlerinin altında..
...
soğuk bir kapının aralığından seni görüyorum yine
tam karşında, yere kapaklanmak isteyen dizlerimle
ellerim konuşuyor ıslaklığından titrerken
bir adım sonra.. bir adım daha
gözlerine bakıyorum seçebildiler mi diye
ben böyle erimişken kalabalığının arasında
yanımdan geçip gidiyorsun
kim bilir hangi köşebaşının
hangi karanlık aralığına..
..


3 Mart 2012 Cumartesi

aldanma

neden düştüm böyle
yağmurlu bir istanbul'un akşamı
bulutların arkasını görebiliyordum
parlayan yıldızları
samanyolu ağlıyordu
boşalmıştı gözleri evrenin
üzerime çiseliyordu
sen, seni ısıtacak birilerini arıyordun hala
ben sönen bir yıldızla üşüyordum

27 Şubat 2012 Pazartesi

tamamen kapayacaksan bu kitabın kapağını
sayfalarında kaybolduğun saatleri hatırla ara sıra 
bir ayracın olmadığından ortasından kıvırdığın sayfaları
sen okudukça sararan dudaklarını 
öylece kirli karışmışken diğer kitapların arasına rafında
ve bazı geceler başın düşerken uykuya
rüyalarını hatırla bir saygı duruşu olsun unutulmasına
okumama şansın olmasına rağmen
okunmama ayrıcalığı olmamasına
düşlerine adayabilmişken kendini
öylece durmasını 
üre, fısıltılar, toz ve duman
ve kir ve yeni insanlarının işkencesiyle 
uçurumun kenarında

8 Şubat 2012 Çarşamba

bir kadın sevdim,
şiirleriyle yoğrulmuş.
yaşıyordu kadın o uzak sokaklarda.
bense kıskanmaktaydım uzak mesafe otobüslerini..

1 Şubat 2012 Çarşamba

deniz

dudaklarından akıp gidiyor umutlarım
düş kırıklıklarının nehrine ulaşıyor
bense hala ayaklarına bakıyorum
böylesine çıplakken karşımda
üşür müsün diye akıntıda

24 Ocak 2012 Salı

bir kırmızı gezegen olurdu birbirimizle yalnızlığımız
sokakları, insanları,
çöp tenekesinde ki kedileri sürüklerdi peşinden
atmosferimize karışmış yerçekimi

18 Ocak 2012 Çarşamba

çocukluk anılarınız doğruldu yerinden. elinde tebeşirler vardı. o yeşile çalan kara tahtaya ufacık gönlünden gördüğü doğruları yazmıştı. oyun oynuyordu anılarınız o daracık sıralarda. sorumluluk sevdalıları koluna takarlardı bantları. sonra o bantlardan kurtulabilmek adına yaşarken ölü verdiler aniden. sisteme en yararlılar onlardı. ses çıkaran tahtaya yazılırdı. ama sizden farkları, tebeşiri çıplak elle tutabilmeleriydi yine de. sonra yaramazlık yapanlar vardı ve herşeyden uzak, ıssız bir köşeye çekilmişler. çocukluk anılarınız plastik tabancalardı. kalabalıkta herkes sizi kabullenmişken bağırmak kolaydı boşluklara.. varlıktan haberiniz yoktu; velev ki armağan etmişsiniz o bağıran ağızları dinleyen kulaklara. elinde tabancaları olanları büyüttünüz sonra plastik mermiler anılarınızda gitgide sertleşti. tv’de dövülenlere dövülmeyi hak gören yargılarla büyümüştünüz hayatta. sorgulamak olmazdı. çoğunluk haklıydı. sizde çoğunluktunuz zaten. kaybetmeye tahammülünüz yoktu oyunlarda. halbü ki kaybedebilmek öğretirdi insana. çocukluk anılarınız doğruldu yerinden, belli bir başlangıcı yoktu bu kirlenmişliğinizin suçlamak gerekse binlerce insan vardı belki de sırada. doğruldu yerinden belinde bir silah, sırtını sıvazlayan eldivenli elleriniz silahı doğrulttu bir ocak günü karanlığa. silah patladı, çocuk büyüdü, gazete örtülüydü, çocukluk anılarınız işkencede öldü.