3 Ekim 2008 Cuma

triloji

birinci paragraf..

insanlar kaçacak yer arıyorlardı. rüzgar eserken aralarında. tüm o yağmur çamurda. kaçıcak yer arıyorlardı birbirlerinden çok uzaklara. zaman yağmur damlalarında dökülüyordu toğrağa. insanlar kaçıcak yer arıyorlardı. mesafeler vardı umutla aralarında. ıslanmış, kimisi beyaz,siyah, gri tüm insanlar kaçıyorlardı. kendilerinden, seslerinden, hikayelerinden. tüm bu kargaşa arasında sadece ufak yüzler seçiliyordu. elleri kenetli. insan selinin ortasında oldukça durağan ve güçlü. ifadesiz duruyorlardı. umut yitmişti. umut soluktu. insanlar farketmeyecek kadar korkaktı. insanlar kaçıyorlardı. yağmur şiddetlenirken iyice selden geriye ufak soluk yüzler kaldı.

ikinci paragraf..

gün doğdu. tüm o kasvetli ve durgun geçen günlerden, aralıksız yağan yağmurdan sonra gün doğdu. pencereyi araladı yavaşça. odaya dolarken ıslak toğrağın kokusu yavaşça yudumladı kahvesini. içerden çocukların sesi geliyordu. aldırmadı. kendine kalan gerçeklik sadece penceresinden görünen yol ve gökyüzüne uzanan dağın dik yamaçlarıydı. ne zamandır bu halde olduğunu bilmiyordu aslında. evlenmek gençlik rüyalarını süslemişti. ama hayattaki herşey gibi evliliğide tam bir fiyaskoydu. bir haftadır yağan yağmur sanki kendi üstüne yağmış gibiydi. hayat ona kusmuştu tüm nefretini. ellerini hatırlıyordu, gençken elleri kendini kurtarabilirdi. ama şimdi 4 tarafı duvar olan hapishanesinde bağlılık ve bağımlılık mahkumiyetindeydi. çocukluğu geldi sonra aklına. tekrar çocuk olsaydı pencereden atlayıp o dağa koşardı. yamaçlarından düşmek pahasına. sonra herşey yok oldu birden. tek hatırladığı ıslak kayalar, yaralanmış eli, esen soğuk rüzgar ve çığlıklardı.

üçüncü paragraf..

"kurtulmayı bekleme. kurtulmayı bekleme. kurtulmayı bekleme."

durmadan tekrar etmek tek yoluydu bu karanlık yerde yaşayabilmenin. yağmur geldiği gibi gitmişti çoğu insan için. sonra konuştu ufak yüzlü umut. tüm bu korkunun ortasında..
" kurtulmayı bekleme, sana gelecek olan kendi ellerinden çıkandır ancak. ben sandığın değilim. sandığın kendinsin. ve güneş tekrar yıkandığında insanlar olacak bizim yerimizde. elleri kenetli, sakin. bilecekler ki güneş kendileri. ve anlayacaklar o zaman dik yamaçların, esen rüzgarın gizemini"



2 yorum:

nisan cadısı dedi ki...

hayat bazen insanı yağmur tanesi gibi savurur, beklenmedik köşelere atar. hayallerimizle yaşadığımız gerçeklerimiz örtüşmez. hayalci olmak iyidir, ayakta tutar adamı.

kkedi dedi ki...

çoğu zaman hayalciliğimle çeliştiğim oldu. ama haklısın sığınacak son kale bile olsa varolması lazım.