17 Kasım 2010 Çarşamba

açacak

sana açılırsam eğer
yer yerinden oynayacak,
taş taş üstünde kalmayacaktı.
çatısının altında yaşayabileceğimiz bir ev bile olmayacağından
vazgeçtim sana açılmaya çalışmaktan
aradan zaman geçmeden huy edindim bunu kendime
açılmadım kimseye
açılsaydım eğer
hayatınız mahvolacaktı
ben kendimden çok başkalarını düşünürüm çünkü
erken yaşlardan yalan edindim bunu kendime
edinmelerim sürüp gitti
açılacak sözcükleri başkaları seçti

3 Kasım 2010 Çarşamba

korktuğum geceler oldu
sonuçlarına katlandığın insanların
seni yeniden kazanacaklarından dolayı
sözcüklerin büyüsü olmadığını farkedeli uzun zaman olmuştu
diyeceklerimin seni döndüreceği yalanı
üç perdelik oyundu
giriş, gelişme, sonuç
başlangıç cümlelerimse benim
kompozisyon terk
zararlığından yasaklı

22 Ekim 2010 Cuma

bam bam bam!
tek sıra halinde geçiyor tabutlar gözümün önünden
tabut kıyısında güneşlenen bir kaç sahil kaçkını
gökyüzü yağmurlu bugün; yağmur yere düşmekten bıkkın
insanlar kaçışırken ıslaklığından
kaçkınlar kumdan kaleler yapıyorlar çömelmiş yere
kalelerden tabutlar çıkıyor
tabutlar kırmızı kurdelalı
bağlarını çözersem benim olur mu hayalleri
dans eder miydik kumların yağmuru altında
ve çökerken kalelerimiz tanımazlıktan geldiğimiz tanrının
gözyaşlarından
sana söylemek istediklerim var
ama yalnız kalmalıyız
kaleler yıkılırken bir su tabancısı tarafından
sana söyleyeceklerim var
bam bam bam!

10 Eylül 2010 Cuma

bulut

uygun adım uçarak bir sahil kasabasına yönleniyorum
ayaklarım altında denizin göz alabildiğine uzanan masmavi rengi
çıplak yamaçları az ağaçlık kuru tepeleri gördükçe
gökyüzünün bulutlarla çizilmiş masum yüzüne kayıyor gözlerim
ansızın kalbimde bir ateş
daha sakin, daha mağrur veya daha ürkek olmak için kimbilir
arınmayı bekliyorum sadece
ayaklarım deniz suyunda sendeliyor
bir.. iki.. üç..
çekirgenin sıçrayışından denize düşüyüorum
kalbim soğuğundan tenhalığa düşüyor
gözlerimi açıyorum
pencereden yüzüme
bir bulutun yansıması vuruyor

5 Eylül 2010 Pazar

yok.

sensizliği rüyamda gördüm
yalnızdım
pencerelerim ve parmaklıkları
dışardan gelen; oyun oynamaya yer bulamayan
çocuk sesleri
bir simitçinin sabah şarkısı
yol kenarında
çöplerden yiyecek arayan kedilerin kavgası
seslerin karmaşıklığında
sen yoktun
insan, olur ya ara sıra
hükmedebilir rüyalarına
benim yüzüme güneşin vurmasıyla sona erecek krallığımda
sen yoktun
hiç olmamış gibi
dışardan gelen yağmurun sesi
açık pencereden çiseleyen yağmur
uyandırırken beni
uyandım..
sen zaten yoktun..
hiç olmamış gibi..

29 Ağustos 2010 Pazar

beşbuçuk kez öldüm ben
insafsızca, zalimce dediklerini harfiyen uyguladım diye;
benim olmayan kurallarına inandım diye..

kedi derler dokuz canlı
geriye bu durumda üçbuçuğu kaldı
korkma uğramaz yanına korkumun sayısı
ellerim kenetli karşında kaldıramam başımı
kılıcın keskin, kanlı kabzası
tüm canımı alsada bu laf salatası
kararırken gözlerim
sahte inançlılarına inat
üzgünüm..
söyleyemeyeceğim bana dayattığın o şarkıyı..

12 Ağustos 2010 Perşembe

terch

kendimi plastik kaplarınla sınırlamayacağım..
sorun mutlak hakimiyetiniz değil zaten
doğru bildikleriniz ellerinizi kelepçeleyen
bırakırsan beni "umrumda mı" diye soramam sana
sense umursamazlığınla dünyayı kurtarmaya çalışıyorsun bir de.
uyanman için haplar hazırladım sana
biri sağında diğeri solunda
hangisini tercih edeceksin ?
yoksa tercihlerinin bile esiri misin?